RSS | Arşiv | Rastgele | E-mail

Vizyonumuz/Misyonumuz

Normaldiya stratejik ve jeopolitik açıdan büyük önem taşıyan bir konuma sahip, oligarşiyi Birkaç İyi Adam anlayışıyla birleştirmiş totaliter ve babacan bir ülkedir. Kuzeyde Vermidon Nehri'nin, güneyde ise Evribâdi Dağları'nın sınırlarını oluşturduğu ülkemizi ziyaret etmek isteyen turistler gişede ücreti ödeyip içerideki aktivitelerden limitsiz faydalanabilirler.
Bayram günleri açığız ama surat yapıyoruz.

Kabine Üyeleri

DeviantArt Sayfası
50+ Kişilik DEV Facebook Grubumuz
Alelade Hadiseler Kumpanyası
Musmusland
93 Numara


23.11.2009

AYIN RÖPORTAJI

TARÇIN YAMAN’LA…

BASIN DUAYENİ TARÇIN YAMAN GENÇ OYUNCU BARINÇ TATLISERT’LE KONUŞTU!..

Kaç sene önce, hatırlamıyorum.. Bir kanal davetinde tanımıştım onu, Konya’dan yeni gelmiş gencecik bir oyuncuydu, heyecanlı ve mahçuptu. Yakışıklılığı o zaman da göz alıyordu. Masadaki limonlu havuçları kemirirken şöhret dünyasının kirli tarafları hakkında nacizane uyarmıştım onu, beni dikkat ve saygıyla dinlemiş ve şöyle demişti, “Ağabey, göreceksin, başaracağım, ve bu öğütlerini madalya gibi üstümde taşıyacağım.”


Aradan zaman geçti… Onu önce Dişbudak Palas’ın Soner’i olarak tanıdık, sonra da her Salı Türkiye’yi ekrana kilitleyen Şeref Yağmuru geldi. Barınç’ı değişmiş bulacağımdan emindim, oysa karşımda aynı heyecanlı, dürüst ve odunsu genci bulduğumda çok şaşırdım ve sevindim. Barınç’la bir Pazar, ağabey kardeş oturduk, ünü, kadınları, hayatı ve olmazsa olmazlarını konuştuk. İşte etraftaki masalarda oturan genç kızların ilgisi ve fotoğraf istekleriyle sık sık kesilen o röportaj…



Barınç, biliyorsun seni şöhret günlerinin çok öncesinden beri tanıyorum. Şimdi de karşımda ayakları yere basan, mütevazı birini görüyorum. Bunu nasıl sağladın?
Tarçın Ağabey, sözlerin hiç aklımdan çıkmadı. Kimseye arkamı dönmedim, kimsenin üstüne basmadım. Dişimi tırnağıma takıp çalıştım, çalıştım. Ben sizin gönüllerinize Konya’dan geldim.


Seni ilk olarak Dişbudak Palas’ta tanıdık. Oraya kadar olan serüveninden bahsedelim.
1989 Konya doğumluğum, orta halli bir ailenin üçüncü çocuğuyum. İki ablam var. Çok kadınlı bir ailede büyüdüm diyebilirim, oyunculukta gösterebildiğim empatiyi, sempatiyi, apatiyi de biraz buna bağlıyorum.

Oyuncu olmak aklında var mıydı? Çocukken hayalini kurar mıydın?
Yoktu. Ama annem küçük yaşımdan beri “Bakır tencerem” diye sever beni, “bir gün daha çok parlayacaksın” derdi. 2003 yılında sokakta yürürken bir mankenlik ajansı tarafından teklif aldım. Bir çikolata reklamında oynadım öyle, bir kaç kez de moda çekimi. Daha sonra mankenlik bana.. Nasıl desem, kendimi gerçekleştiremediğimi düşünmeye başladım. İyi para kazanıyordum, ama fazlasını istediğimi farkettim.

Okullu değilsin yani? Korkmadın mı?
Oyuncu olmak istediğime karar verince büyük tiyatrocu Sincar Kopil’in kapısını çaldım. Sağolsun beni kabul etti. Sorana da gururla Kopil Konservatuarından mezun olduğumu söylüyorum. Bir buçuk ay boyunca durmaksızın çalıştık. 2005 yılında Dişbudak Palas’ta Soner rolünü aldığımda bir temelim vardı yani. Yani ağabey, emelim de temelim de vardı. (Gülüyor)


Dişbudak Palas’ta oynadığın Soner kötü karakterdi. Özellikle traktörle kovalamaca sahnesi ve esas oğlan Taşar’in kafasına poşet geçirip yakman ortalığı birbirine kattı, “Televizyonda böyle şiddet olmaz” dendi. Sokakta tepkiler alıyor muydun?
Bir süre dışarı çıkamadım, saklandım! Şaka bir yana, Taşar Ağa çok sevilen bir karakterdi. Ona rağmen kimseden kötü bir söz duymadım. Yalnızca sokakta bir teyze durdurup “A oğlum, boş bakışlı, ekran koruyucu mizaçlı oğlum, Taşar’a neden kıydın?” dedi. Teyzeye sarılıp “Valla ne yazdılarsa o teyze, bana kalsa yapmazdım” dedim. Gülüşüp öpüşerek ayrıldık. Belki Soner karakteri kötü olsa da, onun kötülüğünü tam olarak asla yansıtmadım, o yüzden kötü bir tepki almadım.


Şeref Yağmuru’na gelelim… İlk defa esas oğlanı canlandırıyorsun, genç kızların gönlünde taht kurdun. Bütün Türkiye Coşkun’la Ofelya’nın yasak aşk hikayesini konuşuyor. Rol arkadaşın Sevinç’le aran nasıl, oynarken zorlanıyor musun?
Sevinç çok yetenekli bir oyuncu ve çok da güzel bir kadın. Çekim aralarında oturup sohbet etme olanağı buluyoruz. Tabii araya yastık koyuyoruz. Coşkun cesur, iyi niyetli ve kuvvetli bir karakter olduğundan çok kolay oynuyorum diyebilirim. Soner hesapçı, sinsi ve yavşak olduğu için çok zorlanıyordum. Bana hiç benzemiyordu.




Peki bundan sonrası?
Bundan sonra daha farklı bir şey oynamak isterim Tarçın Ağabey.. Mesela bir seri katili.



(Bu esnada iki genç kız, masamıza gelerek önce Barınç’ın saçlarını yolmaya çalışıyorlar, güvenlik engeliyle karşılaşınca beraber bir resme razı oluyorlar. Fotoğrafı çeken genç kızın göz yaşları makineyi bozunca, bir başka fotoğraf makinesine yeniden poz veriyor Barınç. Sabrına hayran oluyorum.)


Genç kızların ilgisinden memnun musun? Bazen fazla geldiği olmuyor mu?
Sonuç olarak göz önünde bir iş yapıyoruz, işin gereği bu. Ben bir oyuncu ağabeyimin, affedersiniz, kalça ameliyatı geçirdiğini bilirim, sokakta hayranı ısırdığı için. Yani bedeli de var evet, hem de çok ağır. Fakat ben ilgiden çok memnunum, bazen insanın yorulduğu zamanlar oluyor, o zaman öğütlerini aklıma getiriyor, bir nefes alıyorum. Zaten düşününce bu oyunculukla bölüm başına 70 milyar almam sence de inanılmaz değil mi? Rüyayı yaşıyorum ağabey. Şikayetim yok. Üç trilyonum var. 

Son olarak meşhur hızlı sorgu bölümümüze geçelim..
Neden olmasın? Tabii.


Kadın … Olmazsa olmazım.

Hayat … Oyunculuk.

Para … Üç trilyon.

Yarın … Kim bilir?

Coşkun … İçimdekilerden yalnızca biri.

Saç … Yataktan kalktığım gibi.

Seks … Doğru kişiyle neden olmasın? (Bu cevap üstüne mekandaki genç kızlar adeta çıldırıyorlar. Çığlıklar arasında göğüslerini çakmakla yakmaya çalışan genç bir kadını güvenlik dışarı çıkartmak durumunda kalıyor)

Evlilik … İhtiyaç.


Röportajımız sona ererken genç, pırıl pırıl oyuncu kardeşimle yollarımız ayrılıyor. Ona artık ihtiyacı olmadığını bildiğim halde, yıllanmış bir gazeteci olarak görevim gençlere hayatı öğretmek olduğu için, biraz da çenemi bir türlü kapatamadığım için son öğüdümü veriyorum: “Barınç, hep böyle kal, hep taşa yakın.” Ayakları yere basarak arabasına doğru yürüyor.


Eve dönerken telefonda eşim arıyor: “Tarçın, akşama abur cubur alır mısın? Kızlarla Şeref Yağmuru’nu izleyeceğiz, bu bölümde Coşkun üzüntüden kendini dövüyor, çok heyecanlı!” Gülerek telefonu kapatıyorum, çünkü çok kalenderim. 






blog comments powered by Disqus
Comments
Themed by Hunson. Originally by Josh. TCK, Normaldiya toprakları içerisinde geçerli değildir.