RSS | Arşiv | Rastgele | E-mail

Vizyonumuz/Misyonumuz

Normaldiya stratejik ve jeopolitik açıdan büyük önem taşıyan bir konuma sahip, oligarşiyi Birkaç İyi Adam anlayışıyla birleştirmiş totaliter ve babacan bir ülkedir. Kuzeyde Vermidon Nehri'nin, güneyde ise Evribâdi Dağları'nın sınırlarını oluşturduğu ülkemizi ziyaret etmek isteyen turistler gişede ücreti ödeyip içerideki aktivitelerden limitsiz faydalanabilirler.
Bayram günleri açığız ama surat yapıyoruz.

Kabine Üyeleri

DeviantArt Sayfası
50+ Kişilik DEV Facebook Grubumuz
Alelade Hadiseler Kumpanyası
Musmusland
93 Numara


30.12.2009

NORMALDİYA GENE GALİP

Tecrübeli ve kalifiye görsel sorumlularının DİVANE-3 isimli tekneye binip uzaklaşması sebebiyle ortaya çıkan teknik ekspertiz eksikliği Normaldiya’ya Dünyanın En Kötü Fotoşop’u ödülünü getirdi.

Normaldiya adına son zamanlarda çıkardığı iğrenç çalışmalardan dolayı ödülü eski bakan Cavit Çağla aldı. Jüri Başkanı Katman Muğlak, Çağla’ya ödülünü takdim ederken bazı görsellerde şahit olunan genel sabırsızlık ve beceriksizliğin de Normaldiya’nın birinciliğinde önemli payı olduğunu söyledi.

Jüri üyelerinden Nihat Odabaşı “Bilmeden kullanıyorlar, araba kaportası gibi olacak o suratlar, araba kaportası gibi. Öğretemedik gitti.” yorumunda bulunurken Cavit Çağla’ya bir de Onursal MS Paint nişanı takdim edildi. Eski bakan törenden sonra “Ama Barınç’lardan biri çok iyi olmuştu. Saçların hafif hararet yapması dışında eksiksiz bir çalışmaydı diyebilirim. Yakalanmasaydım kim bilir daha neler yapacaktım.” dedi.

Bugün 21:13

ÇIYAN GERİ DÖNDÜ!

Sevilen pop şarkıcısı Çıyan, kariyerine verdiği uzun aradan sonra tekrar hayranlarının karşısında. İki sene boyunca Londra’da çeşitli belirsiz eğitim seminerlerine ve mail gruplara katılan sanatçı, ”Mavi Kanlı Kız” adlı maxi single’ının tanıtım gecesinde yurtdışında geçirdiği zamanı şöyle anlattı:

“Sonuç olarak orası başka bir dünya. Ve inanın oraya gitmek cesaret. Önceden ufkum ne kadar darmış meğer. Çok hazırlandım. Kendimi yeniledim. Gözlerimdeki deli bakışı sormuştunuz ya az önce, bundandır. Albüm için inanılmaz çalıştık ve ‘Acaba iki sene boyunca burada kalsaydım nasıl bir şarkı yapardık’ noktasından hareket ettik. Çünkü Wilde’ın da dediği gibi. Cümlemi tamamlamaya ihtiyaç duymuyorum.”

Bugün 17:13

SON DAKİKA!

NORMALDİYA GAZETESİ GENEL YAYIN YÖNETMENİ BASRİ OMBUDSMAN VEFAT ETTİ!..

Normaldiya basınının yaratıcı, uçarı ve dönek ismi olarak da bilinen Ombudsman’ın sabah erken saatlerde gerçekleşen beklenmedik ölümü medya dünyasını yasa soktu.

Yaklaşık bir asırdır Normaldiya’nın en büyük ve en çok satan gazetesi Normaldiya Gazetesi’nin genel yayın yönetmenliğini yürüten basın dünyasının duayeni Basri Ombudsman gece geçirdiği ani rahatsızlıkla vefat etti. Haberin doğruluğunu merak ederek Normaldiya Gazete binasına gelen endişeli gazeteciler, büyük açıklama için konferans salonuna çağırıldılar. Üzgün ve gergin gazeteciler, salona dört adet leprikonun taşıdığı bir sedyeyle gelen Ombudsman’ın duygu dolu konuşmasıyla rahat bir nefes aldılar. Ombudsman konuşmasında haberlerin doğru olduğunu, sabah 08.19 itibarıyle vefat ettiğini, ancak bu durumun mesleğini bırakması için geçerli bir sebep olmadığını belirtti. Ünlü gazetecinin rahatsızlığından, gazetesinden ve anlamadığı müziklere duyduğu sevgiden bahsettiği bölümlerde salonda sıcak anlar yaşandı. Ombudsman, konuşmasında yaşarkenki bir kaç komik anısına da yer verdi. Oldukça yorgun olduğu ve hafif maviye kaçtığı gözlenen merhum gazeteci, sözlerini “That was a good life.” diyerek bitirirken gözyaşlarını tutamadı. Gözyaşlarının akmadığı gözlendi.

23.11.2009

AYIN RÖPORTAJI

TARÇIN YAMAN’LA…

BASIN DUAYENİ TARÇIN YAMAN GENÇ OYUNCU BARINÇ TATLISERT’LE KONUŞTU!..

Kaç sene önce, hatırlamıyorum.. Bir kanal davetinde tanımıştım onu, Konya’dan yeni gelmiş gencecik bir oyuncuydu, heyecanlı ve mahçuptu. Yakışıklılığı o zaman da göz alıyordu. Masadaki limonlu havuçları kemirirken şöhret dünyasının kirli tarafları hakkında nacizane uyarmıştım onu, beni dikkat ve saygıyla dinlemiş ve şöyle demişti, “Ağabey, göreceksin, başaracağım, ve bu öğütlerini madalya gibi üstümde taşıyacağım.”


Aradan zaman geçti… Onu önce Dişbudak Palas’ın Soner’i olarak tanıdık, sonra da her Salı Türkiye’yi ekrana kilitleyen Şeref Yağmuru geldi. Barınç’ı değişmiş bulacağımdan emindim, oysa karşımda aynı heyecanlı, dürüst ve odunsu genci bulduğumda çok şaşırdım ve sevindim. Barınç’la bir Pazar, ağabey kardeş oturduk, ünü, kadınları, hayatı ve olmazsa olmazlarını konuştuk. İşte etraftaki masalarda oturan genç kızların ilgisi ve fotoğraf istekleriyle sık sık kesilen o röportaj…



Barınç, biliyorsun seni şöhret günlerinin çok öncesinden beri tanıyorum. Şimdi de karşımda ayakları yere basan, mütevazı birini görüyorum. Bunu nasıl sağladın?
Tarçın Ağabey, sözlerin hiç aklımdan çıkmadı. Kimseye arkamı dönmedim, kimsenin üstüne basmadım. Dişimi tırnağıma takıp çalıştım, çalıştım. Ben sizin gönüllerinize Konya’dan geldim.


Seni ilk olarak Dişbudak Palas’ta tanıdık. Oraya kadar olan serüveninden bahsedelim.
1989 Konya doğumluğum, orta halli bir ailenin üçüncü çocuğuyum. İki ablam var. Çok kadınlı bir ailede büyüdüm diyebilirim, oyunculukta gösterebildiğim empatiyi, sempatiyi, apatiyi de biraz buna bağlıyorum.

Oyuncu olmak aklında var mıydı? Çocukken hayalini kurar mıydın?
Yoktu. Ama annem küçük yaşımdan beri “Bakır tencerem” diye sever beni, “bir gün daha çok parlayacaksın” derdi. 2003 yılında sokakta yürürken bir mankenlik ajansı tarafından teklif aldım. Bir çikolata reklamında oynadım öyle, bir kaç kez de moda çekimi. Daha sonra mankenlik bana.. Nasıl desem, kendimi gerçekleştiremediğimi düşünmeye başladım. İyi para kazanıyordum, ama fazlasını istediğimi farkettim.

Okullu değilsin yani? Korkmadın mı?
Oyuncu olmak istediğime karar verince büyük tiyatrocu Sincar Kopil’in kapısını çaldım. Sağolsun beni kabul etti. Sorana da gururla Kopil Konservatuarından mezun olduğumu söylüyorum. Bir buçuk ay boyunca durmaksızın çalıştık. 2005 yılında Dişbudak Palas’ta Soner rolünü aldığımda bir temelim vardı yani. Yani ağabey, emelim de temelim de vardı. (Gülüyor)


Dişbudak Palas’ta oynadığın Soner kötü karakterdi. Özellikle traktörle kovalamaca sahnesi ve esas oğlan Taşar’in kafasına poşet geçirip yakman ortalığı birbirine kattı, “Televizyonda böyle şiddet olmaz” dendi. Sokakta tepkiler alıyor muydun?
Bir süre dışarı çıkamadım, saklandım! Şaka bir yana, Taşar Ağa çok sevilen bir karakterdi. Ona rağmen kimseden kötü bir söz duymadım. Yalnızca sokakta bir teyze durdurup “A oğlum, boş bakışlı, ekran koruyucu mizaçlı oğlum, Taşar’a neden kıydın?” dedi. Teyzeye sarılıp “Valla ne yazdılarsa o teyze, bana kalsa yapmazdım” dedim. Gülüşüp öpüşerek ayrıldık. Belki Soner karakteri kötü olsa da, onun kötülüğünü tam olarak asla yansıtmadım, o yüzden kötü bir tepki almadım.


Şeref Yağmuru’na gelelim… İlk defa esas oğlanı canlandırıyorsun, genç kızların gönlünde taht kurdun. Bütün Türkiye Coşkun’la Ofelya’nın yasak aşk hikayesini konuşuyor. Rol arkadaşın Sevinç’le aran nasıl, oynarken zorlanıyor musun?
Sevinç çok yetenekli bir oyuncu ve çok da güzel bir kadın. Çekim aralarında oturup sohbet etme olanağı buluyoruz. Tabii araya yastık koyuyoruz. Coşkun cesur, iyi niyetli ve kuvvetli bir karakter olduğundan çok kolay oynuyorum diyebilirim. Soner hesapçı, sinsi ve yavşak olduğu için çok zorlanıyordum. Bana hiç benzemiyordu.




Peki bundan sonrası?
Bundan sonra daha farklı bir şey oynamak isterim Tarçın Ağabey.. Mesela bir seri katili.



(Bu esnada iki genç kız, masamıza gelerek önce Barınç’ın saçlarını yolmaya çalışıyorlar, güvenlik engeliyle karşılaşınca beraber bir resme razı oluyorlar. Fotoğrafı çeken genç kızın göz yaşları makineyi bozunca, bir başka fotoğraf makinesine yeniden poz veriyor Barınç. Sabrına hayran oluyorum.)


Genç kızların ilgisinden memnun musun? Bazen fazla geldiği olmuyor mu?
Sonuç olarak göz önünde bir iş yapıyoruz, işin gereği bu. Ben bir oyuncu ağabeyimin, affedersiniz, kalça ameliyatı geçirdiğini bilirim, sokakta hayranı ısırdığı için. Yani bedeli de var evet, hem de çok ağır. Fakat ben ilgiden çok memnunum, bazen insanın yorulduğu zamanlar oluyor, o zaman öğütlerini aklıma getiriyor, bir nefes alıyorum. Zaten düşününce bu oyunculukla bölüm başına 70 milyar almam sence de inanılmaz değil mi? Rüyayı yaşıyorum ağabey. Şikayetim yok. Üç trilyonum var. 

Son olarak meşhur hızlı sorgu bölümümüze geçelim..
Neden olmasın? Tabii.


Kadın … Olmazsa olmazım.

Hayat … Oyunculuk.

Para … Üç trilyon.

Yarın … Kim bilir?

Coşkun … İçimdekilerden yalnızca biri.

Saç … Yataktan kalktığım gibi.

Seks … Doğru kişiyle neden olmasın? (Bu cevap üstüne mekandaki genç kızlar adeta çıldırıyorlar. Çığlıklar arasında göğüslerini çakmakla yakmaya çalışan genç bir kadını güvenlik dışarı çıkartmak durumunda kalıyor)

Evlilik … İhtiyaç.


Röportajımız sona ererken genç, pırıl pırıl oyuncu kardeşimle yollarımız ayrılıyor. Ona artık ihtiyacı olmadığını bildiğim halde, yıllanmış bir gazeteci olarak görevim gençlere hayatı öğretmek olduğu için, biraz da çenemi bir türlü kapatamadığım için son öğüdümü veriyorum: “Barınç, hep böyle kal, hep taşa yakın.” Ayakları yere basarak arabasına doğru yürüyor.


Eve dönerken telefonda eşim arıyor: “Tarçın, akşama abur cubur alır mısın? Kızlarla Şeref Yağmuru’nu izleyeceğiz, bu bölümde Coşkun üzüntüden kendini dövüyor, çok heyecanlı!” Gülerek telefonu kapatıyorum, çünkü çok kalenderim. 






10.10.2009
Tek hayaliniz doktor olmak mı? Değilse de doktorluğu düşünür müydünüz? Kadavra kesmede amatörlükten profesyonelliğe mi geçmek istiyorsunuz? Doktor dizisi izlediğinizde, “Bunu ben de yaparım!” mı diyorsunuz? Yeterince zenginseniz, şimdi hayallerinizin gerçekleşmesi mümkün! Cankurt Üniversitesi, Cicigrad’da bilimin tüm imkânlarını kullanarak kurduğu kampüsünde beyaz önlüğe girmeniz için size neşteri uzatıyor! Ek kontenjan için başvurularınızı bekliyoruz..!

N.C. Cankurt Üni. Rektörü Prof. Dr. Faruk Mengüç

Tek hayaliniz doktor olmak mı? Değilse de doktorluğu düşünür müydünüz? Kadavra kesmede amatörlükten profesyonelliğe mi geçmek istiyorsunuz? Doktor dizisi izlediğinizde, “Bunu ben de yaparım!” mı diyorsunuz? Yeterince zenginseniz, şimdi hayallerinizin gerçekleşmesi mümkün! Cankurt Üniversitesi, Cicigrad’da bilimin tüm imkânlarını kullanarak kurduğu kampüsünde beyaz önlüğe girmeniz için size neşteri uzatıyor! Ek kontenjan için başvurularınızı bekliyoruz..!

N.C. Cankurt Üni. Rektörü Prof. Dr. Faruk Mengüç
9.10.2009

NORMALDİYA MEĞER 5 YAŞINA GİRMİŞ

Bir utanç anı: Varlığını bizim kadar kutlayan başka bir ülke var mıdır acaba, yine de bir şekilde 5 yaşına girdiğimizi unutmuşuz. Güçlü Hıncal, güçlü Normaldiya! Yeni yaşımız ve görüntümüz kutlu olsun!

Bugün 11:40

NASA’NIN HAİN PLANINI NORMALDİYA ORTAYA ÇIKARDI..!

Hain Amerika’nın Türk köyünü vurma hainliği

Emperyalist güçler durmuyor; şimdi de Ay’da su varlığına yönelik araştırmalar çerçevesinde ABD’nin uzay ajansı NASA, gezegenimizin tek uydusunu roketle vurmaya hazırlanıyor. NASA’nın, yani dünyayı yöneten dış mihrakların en büyük silahının verdiği basın bildirgesine göre, fırlatılacak olan uzay aracı NASA’nın belirlediği koordinatlara göndereceği füzeyle ayda su bulunup bulunmadığını saptayacak. Ekibimiz, bu koordinatların bulunduğu yere bizzat giderek örtbas edilmeye çalışılan büyük bir skandalı, bir insanlık ayıbını ortaya çıkardı.

EL ELE VERİP AY’I CENNET YAPABİLECEKKEN

NASA’nın gönülsüzce verdiği koordinatları arşınlayan ekibimiz, Ay’ın incisi sayılabilecek güzellikte bir Türk köyüne indiğinde gözlerine inanamadı. İlettiğimiz acı haber, Ay’ın zor şartlarında yaşama sıkı sıkı sarılmaya çalışan ve yıllardır Aylı ya da Türk ayırt etmeden barış içinde yaşayan Kuyulu sakinlerini üzüntüye boğdu. Yerçekimin dünyanın 1/6’sı olduğu köyde atmosfere ulaşmak için bazen her gün yayan 384.000 km yürüyen köylüler, alıştıkları hayatın süper güçlerce böylece ellerinden alınmasına şaşkın. Köyün en eski sakinlerinden, muhtarlık da yapmış olan ihtiyar heyeti üyesi Zülifkar dede yanımıza zıplayarak geliyor - o da konuştuğumuzda şaşkınlığını gizleyemeyenlerden. “En eskimiz buraya Kore harbinden sonra ilk kolonilerle geldi,” diyor. “Kimimiz Solaris’e, kimimiz de başka güneş sistemine yollandık. Psikolojimiz şaştı, atmosfer yokluğuyla, hafıza kaybıyla, SAD sendromuyla sınandık; ama alıştık ya, yalan değil. Karımı, kardeşimi köy mezarlığına defnettim. Buradan iki gelin aldım; dört torunum köyün ilkokulunda eğitim görüyor. Şimdi ne çare, gideriz elbet; ama soruyorum, ne yaptık biz fildişi kulelerinde yaşayan bu zalimlere? Bir köyü silmesi böyle kolay mı?”

YENİLECEK PEYNİR DEĞİLİZ

Bu güzel köyün sakinlerinin nereye gidecekleriyse hâlâ belli değil. Muhtar Salih Avuntu gencecik köylü kızların su çektiği kuyunun başında verdiği ve bütün Kuyulu halkının katıldığı demeçte, daha önceden haber verilmediği için kızgın olduğunu belirtti ve şöyle devam etti: “Hatırlarım, 60’ların sonunda dünya yavru gezegene mavi boncuk dağıtıyordu. Beyaz giysili adamlar arabalarıyla geldi, bir somun ekmeği, taş örneğini esirgemedik. Şimdi ne oldu da bize cephe aldılar? Buradan sözüm yetkililere; Kuyulu köyünün kimseye bir zararı yoktur. Bu uydu hepimizin.” Gitmeden önce Zülfikar dedeye son bir kez mikrofon uzatıyoruz. “İşte mekik, işte kozmonot,” diyor Zülfikar dede gökyüzünü göstererek, “Ya uçarsın, ya düşersin. Baktın olmaz, vazgeçersin. Zordur almak bizden su örneğini.” NASA, Kuyulu köyüne gün içerisinde bombalar ve ölüm yağdıracak.

NHA - AY

Reblogged: normaldiyaofis

3.10.2009

Unuttuğumuz, gözümüzden kaçan, Atatürk Panosu’nda görmek istediğiniz birisi mi var? O halde email atın, o da sayfadaki yerini alsın! Haydi, şimdi gönderin! Atatürkçü Düşünce Derneği Ülkemiz üzerinde hain planlar yapan dış mihraklar Tumblr’ı kapattırmadan gönderin!

…Yaşasın Cumhuriyet!

26.7.2009

MÜZİK…MAGAZİN…MÜZİK…MAGAZİN…

***Beyaz fon önünde tungsten modda çekilmiş yirmi sekizinci müzik klibi ekranlarda dönmeye başlayan Nil Karaibrahimgil sosyal sorumluluk projelerinden de geri kalmıyor. Geçtiğimiz günlerde İngiltere’den getirttiği midillisi üzerinde Cihangir sokaklarını turlayan çılgın sanatçı, yolda etrafını çevreleyen stajyer reklamcı gençlerin başını okşadı, onları sevdi. Gençlerin bazılarının ayakları zincirli, tepkisiz halleri karşısında üzüntüsünü saklayamayan cici güzel, “Ya sonuçta deneyim kazanıyorlar. Her şey para değil” diyerek önlerine su ve yem koydu. Sanatçı ve midillisi beraber kahkahalar atarak gecenin karanlığında kayboldular. ***

***Dizzee Rascal’ın olay yaratan yeni parçası Bonkers’da yer alan “Zvoyn Zvoyn” ritminin Ajda Pekkan’ın seslendirdiği Son Yolcu şarkısının melodisi ile aynı olduğunu iddia eden bir dinleyici hukuk savaşı başlattı. Israrcı müziksever “Şarkının kimini sevgi / kimini nefret / kimini hasret alır ya kısmını hızlıca RA-RA-RA-RA-RA şeklinde söylediğimde hiç şüphem kalmadı. Fakat kimseyi inandıramıyorum. Yılmayacağım. Belgelerle ispatlayacağım. Ajda Pekkan’ı çok seviyorum. RA-RA-RA-RA-RAA” şeklinde konuştu.***

***Orijinal haliyle zaten gayet iyi olan çeşitli şarkıları boğazdan gelen mıymıyfısıltı bir tonda dudaklarını büzerek yeniden yorumlayan kişilerin tamamının aynı kadın olduğu ortaya çıktı. Tutuklu yargılanan yorumcu mahkemedeki ifadesinde prodüktör sevgilisinin bir gün kendisine “Mmm. Böyle çok seksi oldu. Fransız gibi” demesi üzerine bu yola düştüğünü belirtince mahkeme kadının beraatine ve prodüktörün idamına karar verdi. İnfaz sonrası gtalk’tan ulaştığımız Normaldiya Adalet Bakanlığı sözcüsü “Geberdi pezevenk” demekle yetindi.***

13.4.2009
10.4.2009

Geçen hafta elime bir reklam kataloğu geçiyor. İçindeki fotoğraflara bakakalıyorum. Fotoğrafların birinde alevler içinde yanan bir kız, poposundan kanlar fışkıran bir oyuncak tavşanın elinden blu cean‘ini kurtarmaya çalışıyor. Bir dakika ya, oluyorum. Kim çekmiş bu seksi fotoğrafları? Lensin arkasındaki o karanlık zihni merak etmeye başlıyorum. Kataloğun arkasında gene o ismi görüyorum: Şimşir Bakraç. Bir hafta sonra, expat’ların arabalarını bırakıp koşarak terk ettiği tarifsiz cennetimden, şu an okuduğunuz röportajı yapmak için uçakla dönerken aklımda belirli sorular dönüp duruyor. Neden, neden, neden? Röportaj için evine gittiğimde exsprexsso‘mu kovboy çizmesinde servis ettiğini görünce bambaşka bir adamla karşı karşıya olduğumu anlıyorum. Önümde duran 34 numara çizmeye bakarak “Bu ilginçlik bana mı?” diyorum. “Hayır canım, ben böyle yaşıyorum. Duble isteseydin diğer tekini de getirecektim” diyor ve kendine özgü kahkahasını atıyor. Gülüyoruz. Öncelikle adam çok komik. Akıllı. Ne istediğini biliyor. Biraz aksi, biraz kaçık… Ama bunu öyle bir tatlılıkla yapıyor ki röflelerinizi yolacak gibi oluyorsunuz. Yaptığım hiç bir röportaja, tanıdığım hiç bir adama benzemiyordu. Bakalım siz de benim gibi hayran olacak mısınız? MERHABA DÜNYA MERHABA

“GÜZEL BİR KIZ BULMALIYIM”

Öncelikle.. Senin için internette deli/dahi diyorlar. Doğru mu?

Buna nasıl cevap vereceğimi bilmiyorum, kendimi anlatmayı pek sevmem. Kuyruğunu sanata doğru sallamaktan hoşlanan bir şeytan olduğumu söyleyebilirim ama. Günün sonunda sadece fotoğraf çekmeyi seven sıcak bir pilicim.

Biraz başa alıyoruz: Nasıl başladı bu serüven?

Şimşir’in serüveni… Güzel soru. Kendimi bildim bileli rakınrol bir çocuktum. Kimsenin dediğini yapmazdım. 11 yaşındayken elime bir yerden eski bir Zenit makina geçti. Hani filmlerde oluyor ya, birden arkadan bir müzik çalmaya başlar. Makinayı elime aldığımda aynen böyle hissettim. “Biri,” dedim “bir güç, fotoğraf çekmemi istiyor. Şimdi güzel bir kız bulmalıyım.”

Buldun mu?

Buna cevap vermek istemem, karakterimde yok… Bir günüm onlarsız geçmiyor.

Karanlık bir hayalgücün var. Tecavüze uğrayan tavuk.. Kana bulanmış Serap Ezgü. Bunların hepsi portfolyonda olan şeyler. Allahaşkına, nerden aklına geliyor bunlar?

Ben fotoğrafta resimselliğe inanıyorum. İnsan aklı nemli bir zindan. Ne zaman rezalet bir metafor çıkacak, ne zaman karanlık bir fotoğraf… Bilinmez ki? Ve inan bana, fotoğrafın geleceği bu bahsettiğim resimsellik. Bak söylüyorum: On sene içinde yeryüzünde doğru düzgün fotoğraf diye bir şey kalmayacak. Sevindirici! Ustaları korkutmak istemem ama durum bu. İşin komiği de şu: Niyeyse bununla yüzleşmek istemiyor kimse. Şu an bu bayrağı taşıyan benim bildiğim bir ben varım, bir de 14 yaşında, canı sıkılmış İskandinav gençler. Öyle manidar ki. Bundan çıkarılacak mesajlar var ama anlamıyorlar. Anlayacaklar. Bir gün. Buna inanıyorum.

Ne yani, fotoğraf sanatını yıkacağını mı söylüyorsun Şimşir? Bu gördüklerimiz daha başlangıç mı? Bir çok ünlü fotoğrafçı senin fotoğraflarının yapay, kompozisyonlarının zayıf olduğunu filan söylüyorlar. Katıldığımdan değil tabii ki. Hatta bir tanesi demiş ki: “Biri bu çocuğu Allahın aşkına durdursun. Aynı fotoğrafı çekip duruyor.”

Her gün en az beş teklif aldığım gofret firmaları aynı şeyi düşünmüyor ama. Ya, onu kimin dediğini biliyorum. Ustamı kıracak, kendisine saygısızlık edecek değilim. Asiyim, duvarları yıkmaktan hoşlanıyorum diye hadsizlik etmem. Önünde eğilmesini bilirim yani.. Yalnız o bunak herif de çok konuşmasın, onu paket yaparım. Evde şirin baba gibi taytla gezdiğini hepimiz biliyoruz. Büyük Siyah Şimşir onu affetmeyecek. Beyaz adam gerçek yeteneği, son Doisneau fotoğrafı yandığında, son iyi sergi yıkıldığında anlayacak. Beyaz adam nankör ve rakınroldan anlamıyor.

Felsefen bu mu? 1996’den beri kızılderili referansı duymamıştım. Harikasın. Peki bu eleştiriler sana ne kadar değiyor?

Ben lensin arkasına geçtiğimde şov durur. Sesler durur. Orada sadece ben ve bir kova yapay kan vardır artık. Kimi zaman da, eğer şanslıysak, memelerini açmış yalvaran bir palyaço. (Burada izin isteyip not defterine bir şeyler karalıyor.) Bundan gerçek bir Şimşir Bakraç karesi çıkarmanın savaşını vermeyi seviyorum. Bunların bana değmesine izin versem çalışamam. Sana söylemiştim.. Bu, benim. ORKESTRA! MAESTRO! DAVULLAR ÇATLASIN! Böyle bir şey. MAESTRO!

Tolga Karel’den Hakan Peker’e, Nez’den Tuğba Özay’a kadar Türk sanat dünyasına şekil veren isimleri daha önce hiç görülmedikleri pozlarda çektin. Modellerinle aran nasıl?

Benim frekansımda, kafamdaki resmin onda birini bile olsa görebilen, anlayabilen biriyse karşılıklı bir atışmaya dönüyor bütün çekim. İşte o zaman benden mutlusu yok. Tolga Karel’i bir gorille güreştirdiğimiz o meşhur çekim mesela. Tolga vizyonumu yakalamasaydı bu kadar harika olamazdı. O gorille bir başkalaşım geçirdiklerine şahit oldum: Birbirlerine gerçekten kızdılar, çamura bulandılar. Kareler çıktıktan sonra ise şakalaşan iki dosttular. Bu tarz bir etkileşimden bahsediyorum.

Pekiii. En önemli soru: Seks?

Özelime kimseyi sokmak istemem. Sonuçta insanların bakıp gördüğü ben değil, fotoğraflarım olsun istiyorum. Bu konuda konuşmak benim için bir hakaret. Bedensellik ise: Benim için çerez. Telefon defterim: Dolu. Layer’lar arasında gidip gelen sepia tonları. Siyah renk, kızılın üstünde gidip geliyor. Bu tatlı günahı canhıraş yaşıyorum.

Seks mi fotoğraf mı?

Seks, fotoğraf. (Burada gülümseyerek artık imzası haline gelmiş jestini yapıyor, ellerini bir kadraj şekline sokup “KLİK!” diye bağırıyor.)

Bir gün artık fotoğraf çekemem diye korkmuyor musun? O insanı nefessiz bırakan kareler artık senden çıkmayı bırakırsa bir B planın var mı?

Ben zaten C planında yaşıyorum. Sanatım da hayatım gibi yangın merdiveninde geçiyor. İnsanların girmeye korktuğu o acil çıkışlarda bir grup ruhuz aslında. Hepsinden bir kaç basamak üstte olmanın haklı gururunu ve yalnızlığını yaşıyorum. Evimi görüyorsun işte. Her zaman yan yol, son çıkış, farklı bir şerit. Bu kadar!

Kafasıyla işaret ettiği geniş odada koyu kırmızı bir IKEA koltuk, masa ve duvarda bir doldurulmuş geyik kafası var. Bu sarışın şeytanın ne demek istediğini o an çok iyi anlıyorum. Yargılasalar da, kınasalar da bu adam farklı. Röportajı sonlandırmadan ve ben o deli dolu mahzenden çıkmadan önce, bana burada adını veremeyeceğim yeni ve dinamik bir dergi için çektiği, henüz kimsenin görmediği fotoğraflarını gösteriyor. Şimşir Bakraç, dergi için Türkiye’nin en ünlü, en yetkin yazarlarından Tuna Kiremitçi‘yi çırılçıplak çekmiş. “Bu bir ilk” diyor bana kareleri açıklarken gülerek. “Tuna bayıldığım bir dostum. Umarım bu pozlardan sonra o da pornocu muamelesi görüyorum diye yakınmaya başlamaz. Bir model olarak çok değerli çünkü benim için.” diye de ekliyor. Bir ay sonra raflarda göreceğiniz fotoğraflardan birinde Kiremitçi kucağında en yakın dostu gitarıyla yeşil sümükler içinde horon tepiyor. Ağzım açık, bakakalıyorum. Vahşi bir güzellikle karşı karşıyayım. Bir türlü çözmeyi beceremediğim ama tam manasıyla hayran olduğum bu deli, uzaylı, antenli sanatçıyı en iyi açıklayan tamlamayı ise, dönüş yolunda her zaman yaptığım gibi yabancı dergi okurken bir başlıkta görüyorum: FOTOGRAPHERS STRIKE IN UNITED KINDO. Fire Down Below!

Reblogged: normaldiyaofis

9.4.2009

AGU!

11.2.2009


Granitten Yaptım, Al! (You Got Served IV) İBB Başkanı Kadir Topbaş’ın başrol oyunculuğunu yaptığı bu sımsıcak ve gerilim dolu filmi izlerken hop oturup hop kalkacaksınız. Ailesiyle çıktığı piknikte Tahir (Topbaş), daldan yaptığı kaval bozması ilkel enstrümanı çalarak Karacaahmet’teki ölüleri ayağa kaldırır. “Hak hukuk adalet, yaşasın hortlak hareket” sloganlarıyla Taksim Meydanı’na ellerinde dövizlerle yürüyen zombiler bir bildiri okur (“Ne istiyoruz?” “Beyin!” “Ne zaman?” “Şimdi!”) ve İstiklal Marşı’nı okuyarak olaysız bir şekilde dağılır. (1985, Romantik Komedi)

Bugün 10:57

Yerel Seçimlerde Kahkaha Tufanı

Cicigrad, MAL - Normaldiya Dini İstismar Partisi (NDİP), yerel seçim adaylarını bugün açıkladı. Başkent Cicigrad’da kırk beş dönemdir belediye başkanlığını sürdüren Rıza Akşit, partiden yine aday gösterildi. “Sıkı” bir posterle “genç ahbapların” gönlünü kazanmayı hedeflediğini söyleyen Akşit, süper güçleri sorulduğunda sessizliği ve gizemli bir gülümsemeyi tercih etti. Akşit’e muhalefet partisinden yanıt gecikmedi: “Akşit’in gücü çabucak hortumlayıp kaçmaktır! İktidarın kriptoniti olacağız!” Bu laftan sonra ellerini açarak kameraya doğru yüzünü “Ne desem bilemedim” şeklinde buruşturan Normaldiya Muhalefet Partisi Genel Başkanı’na teypten kahkaha efekti ve alkışlar çalındı.

30.1.2009

Kötü ses düzeni mi, yoksa o mağaramsı stüdyolar yankı yaptığı için mi, her nedense ulusalcı kanallarda çok bağırılıyor. Nereden baksan beş kademe fazla volüm var. Bu kadar çok bağırmanın sebebi belki başbakanın tespit ettiği gibi  “suçluluk psikoloşiji”dir. Yüce vatanımızın, Atatürk devrimlerinin, birlik ve bütünlüğümüzün teminatı ulusalcılara sesleniyoruz: Van minüt. Van minüt.

Comments
Themed by Hunson. Originally by Josh. TCK, Normaldiya toprakları içerisinde geçerli değildir.